çay, annem, bir de ben

 umulmadık bir gün olabilir bugün
aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
bir çay söyle yağmurların kokusunda.


Dün akşam etrafı toparlarken elime geçen fotoğrafların başında oturdum kaldım. Bazen ezbere bildiğinizi sandığınız bir fotoğrafta sonradan neler neler görüyorsunuz. Balkonda oturmuşuz, çay içiyoruz. Üzerimde çiçekli bir yaz elbisesi. Hani bazen hayatın hafif ve dalgacı olduğunu hissettiğimiz zamanlar vardır, onlardan biri olsa gerek. Evin içinde, patiska perdelerde bir esinti gezinir, ikindi vakti çay demlenir. Gündelik bir ritüel olarak çay! İtiraf edeyim, içimde pek çok şeyi anlamsız bulmaya yakın sinik biriyle didiştim hep, yazmaya her oturuşumda da yanımda biter, bir rahat vermez. Napalım, alıştık. Fakat bir tek çay karşısında bir şey diyemedi, onun karşısında boynu hep kıldan ince.

Engin Geçtan “hayatta en güzel şeyler bedava” diyor. Fotoğrafa bakınca bu laf geldi aklıma. Annem “bir çay demleyelim” der, öyle der ki sanki “hadi her şeyi şöyle bir havalandıralım, çiçek dikelim” filan der. (İstanbul’a gelir, penceremden benim göremediğim çiçekleri görür, hala buradaki kerevizlerin yeşil saplarının –Mersin’de sapsız satılıyormuş- nasıl da güzel olduğunu anlatır durur. Kerevizden bir heyecan yaratılır mı yaratılır işte.)

Yatılı okuldaki ilk günümde, o Pazar günü, İç Anadolu’nun bozkırında, bomboş bir arazinin ortasındayım. Bulutsuz, gölgesiz ve neredeyse insansız bir gün -biraz erken bırakılmışım okula- bir ağaç altı yok, güneş tepede, önümde betonarme lise binası, donuk gözler gibi sıralanmış pencereleri. Hayatı saçma bulmak için eşsiz bir gün! Dolaşıyorum etrafta, sonra bir kadına rastlıyorum, bekçinin eşi sanırım. Evinin önündeki taşlığı yıkıyor. Aslında nasıl da insanı rahatlatan bir şey, “bir taşlık yıkanıyor”. Hayatın sakince akışını sürdürmesi. “Çay içer misin,” diyor. “İçerim” diyorum. O yeni yıkanmış taşlığın serinliğinde, saksı çiçeklerinin arasında ikimiz sessiz sessiz çay içiyoruz. O kadını unutamam. Belki de, yatılı okula gidenlerin ilk günlerini kurtaran bir evliya kadındı. Kim bilir. Adını bile bilmediğimiz insanların iyiliklerinin üzerimizdeki etkisi ne güzeldir.

Çay, işte şairin dediği gibi, mutfağa dikilen o kokulu ağaç. Çocukluğum o ağacın altında geçti. O sürgit düzenin içinde bana hep göz kırpan bir şey oldu. Bir ses kulağıma C. Süreya'nın şiirindeki gibi "umulmadık bir gün olabilir, bir çay koy yağmurların kokusunda," dedi. Eski bir arkadaşlık bizimkisi. Ne olursa olsun evlerde her şeye rağmen bazı şeyler neşeyle yapılır. Çay demlemek de onlardan biri. Hem bir özen ister. Öyle suyunu çok kaynatmamalı, çayı yakmamalı, demlemeden önce çayı azıcık çalkalamalı,  altını kapattıktan sonra bir süre dinlendirmeli. Cam bardakta, rengini göre göre içmeli.

Kahve şehirse, çay taşra. Çayda hep bir kır havası. Çocuklukla kurulan bir bağ. O yüzden şu çay yapan modern zımbırtılara bir türlü ısınamadım, bir yanım alabildiğine eskici. Hani neredeyse o köy kahvelerinde odun sobası üzerine konan alüminyum demlik olsun –ki kapağı yamulur, hep zor kapanır ya da kapanmaz – diye tutturacağım. Gidip dört beş liraya çay içersem çay içmiş gibi olmuyorum. Kantin köşelerinde, dumanlı beşeri kantininde, ahşap iskemleler üzerinde, şehirlerarası otobüslerin mola yerlerinde, muşamba örtüler üzerinde, çıplak lambalı öğrenci evlerinde içilmiş çayların ruhu insanı rahat bırakmıyor. Çay gözümde imkânsızlıkların ve azlığın içeceği. Ayrıcalığın içeceği değil, çayla “özel” hissetmezsin kendini, sıradanlığının keyfine varırsın.

Kahveyi severim de onunla arkadaşlığımız görece yeni sayılır. Diğerini avucumun içi gibi bilirim. Gözümü onunla açtım, yataktan onun kokusuyla uyandım, uykudan sıyrılıp güne onunla başladım. Eve yayılan çay kokusuyla, annemin çay kaşığı sesiyle... Sevmediğim işlere onunla katlandım. Hep çaycılarla suç ortaklığı yaptım (israr etmeyiniz, açıklayamam). Kaç çay bahçesinde sıcak çay içmek için çay ocağının yakınına oturdum. Kötü çay yapan kaç yeri defterden sildim (böyle de acımasız olur bu klan.)  

Annem “çay demleyelim mi?” diye sorar. Aslında bu bir soru değildir. “Tut ucundan da dünyayı değiştirelim,” demektir,  karşısında hiçbir sinik dayanamaz. Bu soruya “bu saatte mi”, “bilmem ki” diye karşılık verilmesi abesle iştigaldir. Çay her saatte demlenir, uykuyu kaçırır, kaçırsın, dünyayı değiştirecekken bir ağaç altında uykumuz kaçmış çok mu?



Yorumlar

  1. Şahane bir yazı olmuş bu...

    YanıtlaSil
  2. çoook beğendim yazınızı çok çay ile ilgili düşüncelerinize bende katılıyorum bende de aynı hisleri uyandırıyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yonca diğer blogdaki yazışmamıza da dayanarak ikimiz de çayı ve kafeleri seviyoruz anlaşılan. Listeye kedileri de eklersek tamamdır.^^.

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. dikkatsiz okur hoşgeldin! bütün çaycılar toplandık. hörmetler:)

      Sil
  4. earl grey/tomurcuk harmanlanmalı ama; öyle zift gibi kahvehane çayı olmamalı mümkünse..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de biraz tomurcuk karıştırılmış çayı seviyorum. aslında acı kahvehane çayına da bir miktar katlanabiliyorum ama demini almamış çay hakikaten hiç çekilmiyor.

      Sil
  5. Resmen çay kokusu geldi burnuma yazını okurken :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne mutlu bana öyleyse. sevgiler kitapsız kedi!

      Sil
  6. Yanıtlar
    1. teşekkür ederim arkaik harfler, beğenmenize sevindim. sevgiler.

      Sil
  7. Çay sohbeti diye bir şey vardır hani; çay demlenince sanki o heyecanlı havadis artık verilebilir hale gelir, iki sohbet konusu açılır, dertleşilecekse dertleşilir... Çay fokurdarken dedikodu edilir. O yüzden lafa girecekken tam, "Du bi çay koyayım" der o, halden anlayan teyzeler. Çok güzel bir yazı olmuş bu, içime iyi geldi okuyunca :) Bir de Lale Müldür'ün şu şiirini getirdi aklıma:
    “Ben seni hiç üzemem
    Papatya çayı yapmak isterim sana
    Sonra portakal çayı
    Füme lapsang souchong çayı
    Ama ben seni hiç üzemem
    Deliririm yalnızca
    Sessizce tek başıma deliririm
    Beni Lape’ye koyarlar
    Koyu Türk çayı içerim orada
    yalnızca"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. verba volant, ah evet, o çay sohbetini çok iyi biliyorum, hani insanlar -ya da kadınlar mı demeliyim- birbirine "dur önce çayımızı alalım da öyle anlatayım" derler. çay keyfi işte... çayla gelen bir yakınlaşma.
      lale müldür'ün bu şiirini unutmuşum, nicedir okumuyordum. yine çok güzel buldum. inceliklerle dolu bir şiir. çok teşekkür ederim, okumaya doyamadım.

      Sil
  8. Tam da bugün, tam da evimde çay içememişken, dışardaki çay da kötüyken, eve gelip ilk iş çay demlemekken, ve ben demlenmesini beklerken blog okumaya karar vermişken. Çay ve imkansızlık, azlık. Çok güzel yazmışsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. küçük joe, ben de bugün bu yağmurlu havada aynı şeyi düşündüm, şiirdeki gibi. "bu yağmur kokuları arasında tam da çay içme günü!" diye. gerçekten çok yakışıyor böyle havalara.

      Sil
  9. Dünyayı değiştirmek için çay.. :) Okurken bir an "akşam yorgunluğuyla gelen dinginlik sesi" diye yazan Duras aklıma geldi. Bağıran, övünen bir yazı değil. Hava atma peşinde de değil. "Taşlığı yıkamak" ve huzur.. "Eksiltme" sanatının güzel bir örneği.. Saygılar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dae laurelin merhaba,:)
      duras öğrencilik yıllarımın yazarıydı, satır satır okumuştum ama bu satırlarını kaçırmışım. hangi kitabından diye merak ettim.
      yıkanmış taşlık, bimiyorum o günün anısı mıdır ama bende hep bir dinginlik hissi yaratır. sanırım bunun için yıkanıyor taşlıklar:)
      sevgiler, teşekkürler!

      Sil
    2. Ya "Sevgili" ya da "Kuzey Çinli Sevgili" :)

      Sil
    3. Bir daha mı okusam? Birden canım çekti. Bir arkadaşım yakın zamanda Sevgili'yi okudu, çok beğenmedi. Ben hatırlamıyorum fazla. Duras'nın kitaplarının neredeyse hepsini tek bir kitap gibi hatırlıyorum nedense.

      Sil
  10. ah annemde bir çay delisi, ben de çay kokulu sabahlara uyanmışımdır, bizde de
    oldu o soba üstü çayları ama şu yaşımdayım , bir delisi olamadım. aynı sigara gibi..
    çay içiyorum artık ama mutlaka aromalı olmalı, limon dilimleri konmalı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. buket, benim de çayı çok sevmeyen arkadaşlarım var, hatta bana da "tadından dolayı seviyor olamazsın," diyorlar:)) damak zevki ya da alışkanlık işte. aromalı çayı ben de seviyorum, limonu ise daha çok hastaysam, rahatsızsam koyuyorum.

      Sil
  11. Bazen Moda'da çay bahçesinde oturunca, elimde kitap, yanımda çay ve karşımda denizle
    hayatta mutlu olmak için başka hiç bir şeye ihtiyaç yok ki diye düşünüyorum. Engin Geçtan ne haklı. Sabah olsa da çay içsek diye yatan biri olarak (evet ben de gece pek çay demlemeyenlerdenim :)) bu yazıya ne desem az, ne desem yavan kalacak. İyi ki çay var, iyi ki yazıyorsun Alkım !

    YanıtlaSil
  12. bende tam kahvaltı için çayı koymaya kalkıyordum yazını da okuyup öyle kalkayım demiştim.Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgiler mehtap, keyifli çaylar:)

      Sil
  13. Sevgili Alkım,
    Kahvaltıda bile pek çay içmesem de yazındaki duyguları anlayabiliyorum.

    "Kahve şehirse çay taşra" sözüne de katılıyorum, ama Türk kahvesinde de biraz taşra havası var sanki:) Yazını pek beğendim, eline sağlık. Sevgiler..

    Şahika

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Şahika, Türk kahvesi nedense taşra çağrışımı yapmıyor bana. Tamamen öznel bir durum. Aslında hatırlamaya çalıştım, ben çocukken de bu kadar kahve içilir miydi diye. Zihnimde çay kadar yer etmemiş, oysa onun kokusu da ne muazzamdır, o zamanlarda hayatımda olsaydı bir biçimde yine karşıma çıkardı diye düşündüm. Yalnız, bu kahve-çay konularında sıkılmadan sonsuza kadar yazışabilirim gibi geliyor:) Sevgiler!

      Sil
  14. alkımcım nasıl güzel bir yazı bu gözlerim dolarak okudum, çok etkileyici sahneler ve o sahneleri anlatış biçimin. okumaya başlamadan önce de fotoğrafa vuruldum zaten. annen de sen de çok güzelsiniz burada, rengarenk bir kelebek o balkondan kanatlanıp etrafımızda dolaşıyor sanki, bir yaz günü anneyle balkonda çay eşliğinde yapılan sohbetin rahatlığı, neşesi, sıcaklığı yayılıveriyor.

    çay ve anneyi aynı yazıda buluşturmak da şahane fikir:) ikisinin de ne kadar çok benzer yanı var düşününce, sıcaklık, güven ve rahatlık. sonra bir telaş, bir kaynama halleri, kerevizden heyecan yaratmalar:) bir de anlattığın gibi hepimize annelik yapan kadınlar var, taşlığı yıkarlar, bir avuç toprak buldular mı çiçek ekerler, hep bir şeyler yeşertme, bakma, büyütme, koruma gayreti içindelerdir, onların şefkatli elleri her yeri güzelleştirir, en güzel çay da o ellerden içilir.

    bir çay demlemek şart oldu o zaman şimdi, bu yağmurlu, soğuk günde yapacak daha iyi ne olabilir ki zaten:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerkacım,
      öykücü olduğun nasıl da ortaya çıkıyor. senden gelen yorumlar bana bunu düşündürüyor. bunu yazayım ilk olarak, içimde kalmasın:) birkaç gündür sabahattin kudret aksal'ın öykülerini okuyorum. aklıma geldin. bazı öyküler daha çok anlatı gibi fakat öyle tatlı bir dille yazmış ki...şimdiye kadar neden okumadım diye hayıflandım. ya da şu anda iyi geldi o öyküleri okumak. belki kitabı bitirince -bitirirsem eğer, bugünlerde başlayıp bitiremediğim kitaplar bir dolu- hakkında yazarım.
      "hepimize annelik yapan kadınlar" sözünü çok sevdim. gerçekten öyle. hayatlarından -ne olursa olsun- bir güzellik çıkarmaya çalışanlar beni oldum olası etkiledi. çiçek ekmek başlıbaşına bir şey. ki ben çiçek yetiştiremeyen biriyim. geçen gün topladığı gaz bombası kapsüllerine çiçek eken bir teyzenin fotoğrafı dolaşıyordu sosyal medyada. çok etkileyiciydi.

      ben de çay içerek yazıyorum şu anda. anneme bilahare ileteceğim sözlerini;) sevgiler!

      Sil
  15. Çay, candır! Çocukluk, yeni yetmelik, ergenlik sancıları, sohbetler, dedikodular, gülüşmeler... Annemle çay içerken çoğu zaman geçmişi demleyip, yudumluyormuşuz gibi hissederim.
    Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerine sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Özlem, herhalde pek çok kişinin hem çayla hem de anneyle içilen çayla epey derin bir bağı var. Ben de yorumları okuduktan sonra gidip karşılıklı çay içme özlemi duydum çok fena. İçebilen, aynı şehirde oturan hiç durmasın içsin:)
      Evet, çok haklısın. Çay candır!

      Sil
  16. Fotoğraf, yazı, betimlemeleriniz, çaya yüklediğiniz anlamlar ve annenizle aranızdaki gizli dil... Hepsi çok tatlı, sıcacık. Velhasıl, tomurcuk kokulu, iyi demlenmiş bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Bu kadar seyrek yazmasanız keşke...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Patika. Ne güzel sözler söylemişsiniz. Tomurcuk kokulu, iyi demlenmiş yazı! Bayıldım bu tabire. Bundan sonra yazılara biraz da bu gözle bakmayı deneyeyim ben de. Tomurcuk-çay oranı kritik bir mesele hakikaten, demini alması için yazıyı biraz bekletmek de.

      Yazmak tuhaf bir eylem, bazen böyle arka arkaya geliyor, bazen de size hiç uğramıyor. Ben de artık işi akışına bıraktım:) Sevgiler.

      Sil
  17. :) sabah güne senin yazınla başladım. yine şahaneydi. gönlüm kahveden yana olsa da çayın duygusu daha kolektif bir şey değil mi? sanki çay rakıya, kahve şaraba denk bir şey benim için; çok kişisel elbette bu. ve bu yazıda yine ortak pek çok şey var. sıcak yaz günlerinin çiçekli basmadan firil firil yaz elbiseleri; annem bize sümerbak'dan alınmış kumaşlarla dikerdi.öğleden sonraları, annemin iddiası sıcakta soğuk değil sıcak çay içilmesi yönündeydi. hala her şeyden vazgeçebilir ama çay'dan asla :)

    ve şahane beşeri kantinin berbat çayları... ben çay içmeye odtü'de başladım... sımsıkı sarıldım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zelda merhaba,
      senin kahveyle aranın ne denli iyi olduğunu biliyorum. hatta sen twitter'da kahve ile ilgili bir şey yazdığında canım fena halde kahve çekiyor, onu da söyleyeyim:)

      kahveci arkadaşım çok, bir araya geldiğimizde onlar beni düşünüp çay ısmarlar, ben de onları düşünüp kahve ısmarlarım. insan aynı şeyi içmenin keyfini yaşamak istiyor. aslında kahve de kolektif olabiliyor ama sanırım çayda daha baskın bu durum. daha kolay ulaşılabilen bir şey. bir de çayla bağımız daha eski. kahve, hele ki filtre kahve hayatımıza yeni girmiş sayılır.
      sümerbank demişsin, bilmez miyim? "sümerbank basması" diye bir şey var mıydı yoksa ben mi uyduruyorum. vardı galiba. kardeşler, kuzenler bir örnek sümerbank pijamalarımız olduğunu hatırlıyorum. o zaman hayatımız, moda tabirle, pişti'ydi:) annem çok güzel dikiş dikerdi, o yüzden her türlü kumaşçı, parçacı ve tuhafiyeye aşinalığım var. bu konulara girdim mi çıkamıyorum:)
      güzelbir hafta diliyorum sana. çok sevgiler!

      Sil

    2. sevgili alkım,

      kahvenin hikayesi bende daha eski aslında. üniversite yıllarıma kadar çay içmedim. bir türlü sevememiştim çünkü. ıhlamur ve ada çayı içerdim sadece. en büyük keyfimse annemin çeyizleri olan incecik çekoslavak porseleni pembe fincanlarla ıhlamur ve ada çayı içmekti. şimdi bende o çay takımı :)

      annem sınavlardan önce zihnimiz açılsın diye kahve yapardı bize, türk kahvesi elbette. bu bilgiye nereden sahipti bilmiyorum. hala biraz heyecanlanacağımı düşündüğüm bir sunum yapacağımda yarım kupa kahve eşliğinde minik bir çikolata beni rahatlatır, herkese de bunu tavsiye ederim...


      antalya'da iki katlı ahşap evlerinin altında küçük, nefis kokan bir kahveci dükkanı olan akrabalarımız vardı. o evde çocuklara kahve yasak değildi. cam bardaklarda sütlü kahve içerdik. üzerindeki ince yağ tabakasından nefret ederdim ama kahve nefis olurdu.evin içindeki merdivenlerin tam karşısında guguklu bir saatleri vardı, merdivenin
      tepesinde oturur, yanımda taşıdığım kitabı okurdum; saat başını heyecanla bekleyerek tabii. o evdeki akrabalarımızı hiç sevmezdim, tam nedenini de hatırlamıyorum aslında
      ama ev büyülü bir yerdi...

      sonra odtü'de kıbrıslı yurt ve ev arkadaşlarım oldu. hoşgeldin nescafe yani ama her zaman tercihim yine de duble türk kahvesinden yanaydı. türk kahvesiyle ilgili sorunum hala miktarıyla ilgili, beni kesmiyor... ve sonunda şükürler olsun filtre kahveye kavuştuk.

      çiçekli basma meselesine gelince. elbette sümerbank basması diye bir şey vardı ve her yaz annem bize yeni bir tane mutlaka dikerdi.annem terziydi, onun diktiği pazen pijamalrı çok özlüyorum.

      kumaşlara, kumaş satan dükkanlara, tuhafiyecilere, düğmelere hala zaafım vardır.
      bunun üzerine daha sonra yazarım, yeterince uzattım zaten. sevgilerimle...



      Sil
    3. zelda,
      inanmayacaksın, yorumunu okuduktan sonra kalktım kendime duble bir türk kahvesi yaptım, bu satırları kahve eşliğinde yazıyorum yani. ne güzel anlatmışsın, bir öykü okur gibi okudum yazdıklarını. o pembe fincanları da çok merak ettim. bende de tek kalmış, bir yerlerden gelmiş öyle fincanlar var, incecik kenarlı. pek seviyorum onları.

      çayı şekersiz içiyorum da, şu sıralarda kahveyi de şekersiz içmeye alışmaya çalışıyorum, ondan biraz mustaribim. dediğin gibi o küçük çikolatalardan olsa şimdi iyiydi!

      küçük fincanlar -ne küçükmüş onlar da hakikaten- beni de kesmiyor artık, bizim oralarda çay bardağında yapılır türk kahvesi, tarsusi denir böyle içilen kahveye de.

      annen terziydi demek. o zaman çocukluktaki fetiş nesnelerimiz çok benzer olabilir;) terzilere hayranım, bir terzi var şu sıralarda ziyaret ettiğim. öylesine çalışkan biri. ne zaman gitsem hep derin bir meşguliyet içinde. zamanın ağır aktığı o dükkanda oturmak resmen mutlu ediyor beni.

      basma pijamaya çok aşinayım bu arada, bayılırdım:)) yine gel zelda. sevgiler!

      Sil
  18. bakınız ;) http://www.radyoz.info/?p=8881

    YanıtlaSil
  19. Bu yazı sen yazdığın için mi bu kadar naif, çaydan bahsettiği için mi yoksa, kararsızım bu konuda.

    Çay konusunda bir tüyo verip gideyim. En içilesi çay Mayıs hasadıdır. O da marketlerde bulunmaz. Çünkü, kıymetlidir ve pahalıdır, marketlerde üzerinde "mayıs hasadı" ibaresi bulunan paketlere de itibar etmemek lazımdır. Ben illa çayın en hasını içeceğim diyen belli çay fabrikalarından birini arar, özel siparişle o tozsuz, berrak, buruk mayıs hasadını evine kadar getirtebilir.

    Döndüm okudum da, çok ukala yazmışım yahu. Ama kaynağından öğrendiğim için bu bilgiyi senin gibi bir çayseverle gönül rahatlığıyla paylaşıyorum. Biz -ki biz kelimenin tam anlamıyla tiryakiyiz- artık başka çay içemiyoruz. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vay vay vay, özlem, "queen of tea", önünde saygıyla eğiliyorum, ağzım açık kaldı! böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum, karedenuzlu musun sen da, nereden biliyorsun bu numaraları? bakkalda markette ne varsa onu alıyorum ben, hatta şu sıralarda tiryaki diye bir çay var, onu keşfettim diye kendimi akıllı sanıyordum. biraz da tomurcuk koyuyorum içine. mis! (pii, naifmişim bak cidden)

      sen ukalalık yapmayacaksın da kim yapacak, çayın altın oranına yaklaşmışsın meğer. dur bakayım, ben de deneyeyim de ne yapacağım, fabrikada kimi arayacağım, müşteri ilişkileri herhalde. ben ancak doğu karadeniz'e filan gidersem oradan alırım gibime geliyor. neyse, dur bakalım, aklıma düşürdün yine de.

      bu arada seninle birbirini kaybetmiş teyze kızları olmamızdan şüpheleniyorum. seninle yazışırken bir kuzen muzırlığı geliyor üzerime, valla öyle:))

      Sil
  20. değerli alkım,

    11 yaşındaydım...
    66 yaşında akciğer kanserinden ölen dedemi gömüp eve geldi büyükler...
    tarih 23 nisan 1979'du...
    Acıpayam'daydık...
    Annem ağlıyordu...
    Anneannem odalara sığmıyordu...
    Dayılarım ve babam erkek olmaya çalışıyordu ölüm karşısında...
    Ne gereksiz bir efelik...

    11 yaşındaydım ve dedesi ölmüş bir çocuktum artık.
    Anneannemin de abisi olan büyük dayımızın cenazeden sonra eve geldiğinde ilk cümlesi "bir çay demleyin içelim" kızım olmuştu anneme...

    Nasıl kara kara bakmıştım yüzüne ve anneme dönüp "benim dedem ölmüş ne diyor bu adam, çay may.." demiştim...

    Hayat böyledir murat , demişti annem bir yandan gözündeki yaşları çoğaltarak...
    Çok yadırgamıştım ikisini de...
    11 yaşın densizliğiyle ileri geri de konuşmuşumdur muhtemelen...

    Sonra sonra büyüdükçe dövülmüş kahveye meftun biri olarak anladım ki , çayın hayatın her yerine , hayatlarımızın her yerine sızan bir yanı var...ölü evine de düğün evine de yapışan bir tarafı var....

    ilmek ilmek dokuduğun cümlelere derin saygımla...merhabamla....

    murat örem / ankara...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Murat Merhaba,
      Bu da başka bir çay yazısı hatta bir çay hikayesi olmuş, ne güzel anlatmışsınız, gözlerim doldu. Aklıma Sait Faik'in Semaver hikayesini getirdi nedense. O da ne içli bir hikayedir. (Bu arada yazıda Çay ve Simit'ten neden bahsetmedim ki diye düşündüm bunları yazarken.)

      Çay hayatımızın her yerine sızmış, hakikaten öyle. Ben de hasta refakatçisiyken hastanenin yanındaki küçük bir bahçede içtiğim acı çayların desteğini unutamam.

      Çay ve Simit'ten bir bölümle bitireyim:
      "Çayı simitle içtikten sonra, sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hala susam kırıntıları, oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hala burnumuzdadır...”

      Sevgiler Murat,

      Sil
  21. Nefis bir yazı olmuş bu Alkım! Fotoğraf da harika, film karesi gibi (yani annen ve sen film yıldızı gibisiniz;-)).
    çay için benim formulum biraz tomurcuk, biraz da karanfil...en çok ikindi vaktinde çay içmeyi seviyorum, çocukken köyde geçirdiğimiz uzun yaz günlerinin ikindisinde balkonda içilen çayların tadı tamadığımda benim de. Bir de bizim eski balkonda içtiklerimiz!:)
    Son zamanlarda kahve tiryakiliğim arttı sanırım, sabah kahvesiz uyanamıyorum, halsizlik, başağrısı gibi çekilme sendromları bile yaşıyorum. Çaya karşı böyle bir bağımlılığım yok, ama çayın yeri ayrı. Belki de çayın birbaşka güzelliği de bu, insanı kendine esir etmiyor, sadece iyi hissettirmek için var sanki. Ben de ofiste yeni bir işe başlayacaksam "dur bir çay alayım" diyorum kendi kendime. Öyle başladığım işler daha kolay, daha keyifli yürüyor sanki..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mualla hoşgeldin!
      İkindi çaylarının yeri bende de ayrı. Günün en güzel saatleri bana kalırsa, o yüzden çay da yakışıyor o saatlere.
      Aslında kahvenin bağımlılığı biraz daha ağırdır belki ama çay da epey bağımlılık yapıyor. Ben çaysız memleketlere gezmeye gittiğimde, etrafım onca yeni görüntüyle çevriliyken bile arıyorum çayı. Hele o ikindi vakitleri... O zamanlar canım nasıl güzel demlenmiş bir çay çekiyor anlatamam. Çay sanki arkadaşım da onu da götürmek istiyorum yanımda. Güzel bir manzarayı onunla seyretmek filan... Çay dile gelse epey duygulanmıştı herhalde şimdi, değil mi:)
      Çok sevgiler,

      Sil
  22. Nasıl güzel bir fotoğraf bu! Gözlerimi ayıramıyorum ikinizden, çok güzel, çok güzel, çok sahici, ışıl ışıl!

    Gözlerimi annenle senin güzel yüzünüzden zorla ayırıp yazıya baktım, "tut ucundan da dünyayı değiştirelim" lafında da azıcık ağladım. Bu iznimde C. ile uzun uzun dolaştık, şehrin en eski, en bakımsız, en unutulmuş sokaklarında turladık durduk. Sanırım bizim kadar yol yapan -yürüyerek!- sevgili yoktur.;p Her yorulduğumuzda, soluklanmak istediğimizde bir çay ocağı, park bulup çay içtik. (bununla ilgili anlatacak çok şey var, blog yazımda bahsedeyim olur mu, unutturma bana;)) Ne güzel demişsin imkânsızlığın içeceği diye, bırak 4-5 liraya çay satan afili kafeleri biz çay ocaklarının fiyatlarını bile eleştirdik sevgilimle. Çay mütevazı, samimi ve tüm güzelliği sıradanlığında, olan bir içecek, sokakta cebindeki beş kuruş parayla gezen biri bile onu içip ısıtmalı içini. (senin sıradan yazdığını görmeden aynı şekilde tanımlamışım çayı, şimdi tekrar bakıp, görünce sevindim.;) öyle yazınca küçümseme anlaşılmaz umarım diye tereddüt etmiştim.)

    Çok uzun yazamam, sol elim alçıda ama seni ve güzelim yazılarını çok sevdiğimi söyleyeyim yeter. Şimdi evimdeyim, çay içiyorum -evet, mis gibi çay!- bloglara -okuyarak- yavaş yavaş dönme alıştırması yapıyorum. Çok özlemişim.

    Sarıldım, annene de sevgilerimi ve selamımı ilet lütfen.

    (yorumların hepsini okumadım, sadece zerka'nın yorumuna gözüm takıldı. çay ve anne benzetmesine bayıldım, zerkacığım nokta atışı yapmış yine.;))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. justine! justinecim, hoş geldin!
      çok sevindim seni gördüğüme, evet lütfen, artık sahalara dön:) çok sakinleşti buralar! ben bir süredir yoğunluk nedeniyle çok sık yazamıyordum zaten ama sevdiğim blogları dolaşıp bir iki yazı okumak, arada söyleşmek bile nedense insana tuhaf bir, bir arada olma hissi veriyormuş. şimdi daha iyi anlıyorum.

      ne güzel şeyler söylemişsin fotoğrafla ilgili. kızardık -annemi de dahil ettim- valla;)) bu fotoğraf öyle çok dikkatimi çekmezdi ya da aman aman beğenmezdim önceden. geçenlerde fotoğrafları karıştırırken gördüm, hoşuma gitti, başka bir gözle bakıverdim. yazı da bu fotodan çıktı aslında.

      şehirde sevgiliyle yürümek ne güzeldir, kilometrelerce yürünür, çaylar içilir. ben yaz gecelerinde yürümeyi severim bir de, çok severim o belli belirsiz serinlikte dolaşmayı. seni ve c.yi de hayal ettim şimdi, birer film kahramanı oldunuz gözümde:) serseri aşıklar. ne güzel yapmışsınız. önceden ucundan kıyısından haberimiz olurdu da bir süredir yoksun ortalıkta. satırlarını özledim, gel artık, gel:))

      çok geçmiş olsun. eminim uzun süreli bir alçı değildir ve bir an önce iyileşir elin.
      hakikaten çok özlemişim satırlarını görmeyi. çayımı şerefine kaldırıyorum!

      sevgiler, kelebekler,

      *zerka hep öyle, bir yorum yapıyor, dediğin gibi öyle bir nokta atışı yapıyor ki yorum değil de yeni bir yazı yazıyor sanki. umarım o da okur burayı.

      Sil
    2. ellerine, zihnine, hafızana sağlık..benzer anılarımı ben niye yazamıyorum:) sevgiler...öznur

      Sil
    3. yazarsın yazarsın. bir başlasan:) yazmak biraz da alışkanlık.

      Sil
  23. Bu kadar mı güzel anlatılır!!Yüreğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim mor incir. sevgiler:)

      Sil
  24. neyse ki bu güzel konuşmaları geç de olsa yakaladım:) ne güzel şeyler söylemişsiniz kızardım ben de:) o atışlar hep sizin güzel yazılarınınızın ilhamlarından oluyor. justincim çok geçmiş olsun, alkım’ın dediği gibi uzun süreli bir alçı değildir umarım, seni çok çok özledik, böyle uzun ara verince tekrar yazmak zor geliyor, sanki yeterince iyi bir geri dönüş yazısı olmadı, uzun bir aradan sonra uzun yazamadım gibi lüzumsuz düşünceler üşüşebiliyor insanın kafasına, onları boşver, elin iyileşince iki satır da olsun yaz, seni merak ediyoruz:) çok çok sevgiler ikinize de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zerka, hakkında yazılanları kaçırmadığına çok sevindim. arkandan konuşuyoruz böyle, naparsın:)
      kelebekler!

      Sil
  25. siz ve kalbiniz;ne kadar sahici ve ne kadar güzelsiniz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel bir iltifat bu! çok teşekkür ederim. sevgiler aysun...

      Sil
  26. Defalarca ve her defasında gözlerim ıslanarak okudum yazınızı. Annemle birlikte içtiğimiz her çayla geçirilen zamanların kişisel müzeme yerleştiğini, çayın annemle özdeşleştiğini, mutlulukla hüznün çay bardaklarında bribirine karıştığını duyumsadım. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Ay, ben de bu yorumu çok duygulanarak okudum. Karşı tarafa bir şeyler geçirebilmek ne güzel. Ne zaman böyle bir yorum okusam buralara daha az uğradığımdan dolayı üzülüyorum. Çok çok teşekkürler...

      Sil
  27. Merhaba Sevgili Alkım,

    yazını yeni okudum. Gerçekten çok güzel bir yazı :)). Çay ortamı taşır sanki. Ayrı bir zaman ayırmak gerekir ona. Çinlilerlerin,ingilizlerin çay ritüelleri gibi belki. İşyerinde tonlarca çay içiyorum ama sanki hiç içmemişim gibi. Oysa bir sonbahar serinliğinde hasır taburelerde iki büklüm içilen çayın tadı hiç unutulmaz. O tadın peşinde denemeye devam ediyorum işyerinde çay içmeye.

    sinizmin en çaresi muhabbet galiba.

    çok sevgiler
    beyhan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beyhan Merhaba,
      Ne güzel seni görmek! Biraz geç yanıtlayabiliyorum, kusura bakma. Eski cevvalliğim kalmadı, hep bloga daha iyi sahip çıkma konusunda sözler verip duruyorum kendime de olmuyor bir türlü.
      Çaylar en çok işyerlerinde içiliyor galiba. Annem öğretmenlik yaparken hatırladım, gün boyu çay içerdi, sonra eve gelirdi bir de yorgunluk çayı demlerdi günün sonunda. Ben de en çok dediğin yerlerde içilen çayları seviyorum. Ahşap masalarda, hasır sandalyelerde. Çay sadelik, sakinlik demek benim için. Ve hala şu sinizmle hala mücadele etmek zorunda kalmak deli ediyor beni ama haklısın muhabbet sinizmin çarelerinden en güzeli belki de. Bir de yanında çay varsa:))
      Çok sevgiler!

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

kırmızı balon

evini arayan kaplumbağalara...

leonard cohen'le bir gece yarısı