Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aslı'nın kırmızı balonu

Resim
Geçen hafta kardeşimle birlikte kuzenlerle buluştuk. Her buluşmamızda üzerimize bir çocukluk gelir bizim, yaşımız küçülüverir. O gün Kırmızı Balon da konuşuldu. İşte bu da kuzenim Aslı'nın önceden yazmış olduğu Kırmızı Balon yazısı...
Bugün Kırmızı Balon'u izledim. Çocukluğumda okuduğum bu kitabın filminin yapıldığını biliyordum ama ulaşmak mümkün olmamıştı. Birçok bölümünü unutmuşum hatta tek hatırladığım okurken aldığım keyifmiş...
Doğduğum yerde çok önceleri fuar açılırdı. Pavyonlar, pavyonlarda satılan ıvır zıvırlar, imza günleri. Hatta bu imza günlerinden birinde Oktay Akbal bana bir kitabını imzalamıştı. O sıralar daha okuma yazmayı bilmiyordum. Oktay Akbal'ı da tabii... Ona imzanın üstüne ne yazdığını sorduğumda "Okumayı bilmiyorsan neden kitap alıyorsun?" diye bana takılmıştı. O an adamcağıza nasıl öfkelendiğimi şimdi bile hatırlıyorum. Güzel bir gelecek dilemiş bana... Hala durur rafımda, anısı gülümsetir... "İnsan Bir Ormandır"
Fuar hep lunaparkı…

kırmızı balon

Resim
"Bir kitap okudum hayatım değişti" diyeceksem, bu kitap hiç kuşkusuz “Kırmızı Balon” olurdu. Hatta bu blog için ilk düşündüğüm isimdi ama alınmıştı. (Bir kaç isim denemesinin ardından göze masada duran kitap ilişir ve olaylar gelişir:)

Ursula Le Guin'in Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar isimli deneme kitabını okuyorum bugünlerde. Tembel, sarsak bir okuma benimkisi. Bir bölüm okuyup kitabı kapıyorum, sonra yeni baştan o bölümü okuyorum, oradan sondaki denemeye atlıyorum filan. Kitap harika ama! Yazar, denemelerinden birinde çocuklar için yazmanın zorluğundan sözeder. "Çocuklar büyük miktarda çöp yiyebilirler (onlar için iyidir de bu) ama yetişkinlerden farklıdırlar. Henüz plastik yemeyi öğrenmemişlerdir," der.
Kırmızı Balon usulca çocukların ruhuna süzülen kitaplardan. Kitapta Pascal ve balonu anlatılır. Pascal ve Kırmızı Balonu. Başına buyruk bir balondur bu, fazla sıkıştırılmaya gelmez, kendi başına hareket etmek ister ama Pascal’ı da takip eder. Pascal Paris'…

bir kış günü kahve ve kurabiye kokusu

Resim
"Kış neden var", diyor Turgut Berkes şarkısında. Bunu en son Toronto'da yaşarken düşünürdüm. Pek sevmediğim bir işte çalışıyordum. Bu çok sıradışı bir durum değil elbette. Küçük Sisyphoslarla biricik kayaları..."Ayakkabının içindeki küçük taş"* ("Hayaat, bunu neden yapıyorsun" demek geldi şimdi içimden. İşin içinden çıkamayınca arabesk nasıl da yetişiyor imdada.) Ben hep mesela dışarıda kediler güneş altında kendilerine dünyanın en güzel köşesini yaratırlarken bizim bu kadar uzun saatler boyu tepemizde cızırdayan floresan lambalarla halıfleksli ofislerde içerilere sokulmamızda yanlış bir şeyler olduğunu düşündüm. Belki de bir kedi köşesine razı olsak biz de onların aylak dünyasına adım atabilirdik. Dünyayı şöyle bir sallamak filan gerek işin içinden çıkmak için, arabeskin imkanları da bir yere kadar! Her neyse, işe gitmek için sabahın karanlığında yola çıkıyor, önce metroya ardından iki ayrı otobüse biniyordum. Uzun bir yoldu bu. Önceleri elimde bir d…