Kayıtlar

Aralık, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yazmak ya da yazmamak

Resim
Yazmak yeraltı dünyasının kılavuzu. Tanıdığın bir boşluğu kapatmaya karşı nafile bir çaba. Bir kokunun peşine takılmak, kurabiye kokusunun, mandalina kokusunun...

Çivilenmek kendi boşluğuna.

Kazımak.

İnceltmek

Acıyacağını bile bile yek bir dil olup çürük bir dişin üzerine bastırmak.

Yazmak yalnız kalmak. Yaşamamak!

Bel ağrısı, boyun fıtığı, kireçlenme gibi istenmeyen misafirleri ağırlamak.
Belki yaşamayı belli belirsiz küçümsemek, yaşamın sunduğu meyveyi elinin tersiyle itmek, kendince bir meyve bulmaya çalışmak, onu tasarlamak, büyütmek, o meyvenin varlığına inanmak, kendin pişirip kendin yemek.

Yazmak kumdan kaleler yapmak, dünyanın karşısına çıkacağın kutlu ana hazırlanmak demek. Belki de ağır ağır delirmek.

Yazmak bir okyanusun, bir çayırın neresinden tutacağını bilememek demek. Onun kıyısında olup bir kağıda bakmak, ömrünü onu kendine saklayacağın aletleri icat etmekle geçirmek demek. Yazmak okyanusun hangi kıyıdan daha güzel göründüğünü aramak, bambaşka şeyler bulmak ve sonun…

Belediye Parkında Kafka

Resim
On üç yaşımla ilgili hatırladığım tek bir anı varsa o da şudur: Belediyenin parkında kardeşimle oynuyoruz. Güzel, güneşli bir öğle havası...Parkta ikimizden başka kimse yok.. Bir süredir uzaktan park bekçisi gözünü dikmiş bize bakıyor. Ben salıncakta sallanırken yanıma gelip soruyor:

-Kaç yaşındasın sen?
-On üç.
-Görmüyor musun burada yazanı?

Hemen gösterdiği tabelaya bakıyorum. “12 yaşından büyükler oynayamaz” yazıyor. İniyorum salıncaktan. Yüzümü bir sıcaklık basıyor, yanaklarım yanmaya başlıyor. Kendimi çok kötü hissediyorum. Eğlendiğim için cezalandırılıacak kadar büyümüşüm besbelli... İlk kez bir salıncaktan kovuluyorum. Eve gidince anneme kaç yaşına kadar çocuk olunduğunu sorduğumu çok iyi hatırlıyorum. Annem “On beş” diyor tereddüt bile etmeden, sanki hep bu soruyu bekliyormuş gibi. Biraz rahatlıyorum. En azından çocukluktan kovulmuyorum. Otorite ile birebir ilk karşılaşmalarımdan biri...

Olaya bugünden bakınca ise kafamdan absürt bekçi hikayeleri yazıyorum. Aklıma Kafka geliyor.…