Kayıtlar

Şubat, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Up In The Air (Aklı Havada) - "Tired of America" şarkısı eşliğinde

Resim
Kimi filmler vardır, yeni bir şeyler söylüyormuş gibi yapar ve üzerini biraz kazıdığınızda altından vaaz veren bir Mel Gibson çıkar.

Issız Adam Uçakta / Kartlarım, millerim ve ben!!!

Film, uçakta –hep aynı havayolu- ya da otel odalarında –hep aynı otel- iken mutlu olan, duygusal bağ kurmaktan kaçınan bir adamı anlatıyor. Clooney, işi gereği Amerika’nın dört bir yanına uçuyor, 320 günü yolculukta geçiyor, evde olduğu diğer 40 güne de katlanıyor bir şekilde. Film boyunca onu jilet gibi takımlarının içinde, “cool” adam olarak izliyoruz. Bir uçuş gurusu olmuş adeta, havaalanında şaşkın şaşkın dolaşan kalabalıklardan çeviklikle sıyrılıyor, kartları sayesinde sorunsuzca uçaktaki rahat koltuğuna kuruluyor. (Zaten onu patlak, tekeri çıkmış ya da yamulmuş bir bavulla bu dünyada göremeyeceğimiz kesin…Bu durumlar ancak biz fanilerin başına gelir.) Filmin sonunda atılan yumrukla bile sarsılmıyor, bize Hollywood’un sağlam kalelerinden biri olduğunu gösteriyor. Clooney’nin yaptığı iş ise insanlara…

Çıkmaz Sokak

Resim
Mart güneşinin gezindiği çatıların altından geçer sokak. Seksek çizgilerinden, patlak topların gölgesinden, çocuk uykularından geçer


Emine sabah mahmuru, sokağın tam ortasında durur. Ayaklarının altı kiremit rengi,.,. Çıkmaz sokağın hep ortası bulunur. Emine sokağı adımlar, sabah ayazını, kömür kokusunu adımlar. Bir güvercin gelir, Emine’nin yanına sokulur.

Teneke saksılar merdivenleri avutur. Çiçekler büyür, çocuklar sokaklarda koşuşur. Kışın pencere önleri hep karlı olur. Emine evde kavga olunca kulaklarını kapatır. Yüksek sesle saymaya başlar.Televizyondaki cambaz Emine’yi yanına çağırır. Emine birden ona kadar sayar.

Yazları kadınlar kapı önlerine oturur. Kışın isli günleri bir bir yolunur. Halılar, kilimler yıkanır. Üzerinde ceylanlar ıslanır. Çıplak çocuk ayakları birbirini kovalar. Emine hep uzakta durur. Gözucuyla onlara bakar. Ceylanlarla bir tek o konuşur.

Kırık kiremit tutan çocuk elleriyle sokağın ortasına çizgiler çekilir. Bir tek çocuklar üzerinde sekebilir. Onları kim…

Arzunun Kanatları / Çocukluk Şarkısı

Resim
Der Himmel über Berlin (Berlin Üzerinde Gökyüzü) Berlin, trapezciler ve (sırf mürekkep lekesi için bile) insan olmayı özleyen melekler üzerine bir WimWenders (ve Nick Cave) masalı. O masaldan Peter Handke'in bir şiiri...
ÇOCUKLUK ŞARKISI Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü.
Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel, bir su birikintisinin de deniz olmasını. Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi.
Herşey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi.

Çocuk henüz çocukken hiçbirşey hakkında fikri yoktu. Alışkanlıkları yoktu Bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı. Saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi...

Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti.
Neden ben benim de sen değilim, Neden buradayım da orda değilim.
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor. Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
Gerçekten kötülük var mı? Gerçekten kötü i…

Kış Sessizliği - Winterstilte

Resim
Karın altındaki sesler Kış sessizliğimi, Bu yıl If İstanbul’da gittiğim Kış Sessizliği ile sonlandırmayı düşünüyorum! Zaten İstanbul’da festival demek, kışın tozunu silkeleme zamanı geldi demek.
Kış Sessizliği, Alpler’de bir dağ köyünde, dört kızkardeş ve annenin ölen babanın ardından  girdikleri sessiz bir yas dönemini anlatıyor. Doğrusu ne zamandır uzun sessizliklerin olduğu bir film izlememiştim. (En son izlediğim, Tayvanlı yönetmen -ismini bakmadan yazabiliyorum sonunda- Hou Hsiau-Hsien’in bir filmiydi sanırım.) Her ne kadar Almodovar enerjisiyle dolu, kıpır kıpır filmlere bayılsam da hamarat bir yönetmenin elinden çıkmış sessizlik filmlerini de çok seviyorum. O sessizliğin içinde kendime bir köşe bulup oturmak ve ardından da böyle afili laflar etmek hoşuma gidiyor. Ne yapayım.
Kış Sessizliği’nde evin içinde sessizce dini bir ritüeli yerine getirircesine çorap yamayıp, hamur açan, nakış yapan, günlük uğraşlarıyla meşgul kadınları görüyoruz. Aynı anda aynı işleri yapan kadınlar… Ay…