Kayıtlar

Kasım, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aleksandra (Alexandra)

Resim
Aleksander Sokurov'un  Aleksandra'sını geçen yıl film festivalinde izlemiştim. Filmin bence en etkileyeci yanı savaştan bir büyükanne ile askeri kampı biraraya getirerek bahsetmesiydi.
Film, Aleksandra’nın, Çeçenistan'da bir askeri kamptaki torununu ziyaretini anlatıyor. Yolculuğun başından itibaren Aleksandra’yı bir grup askerin arasında görüyoruz. Askeri kampa varan Aleksandra, askerlerin, barakaların, tüfeklerin arasında dolaşıyor, "meraklı teyze" bakışlarıyla askerleri süzüyor. Bu komşu teyze, şüphesiz bu ortama yabancı bir varlık, bu tozlu ve kıraç araziye neredeyse bir ev hissini taşıyor, askerlere uzakta, eve dair bıraktıkları bir şeyleri hatırlatıyor. Gün boyunca canı istediği şekilde etrafta geziniyor, havadan şikayet ediyor, yorulur. Tüm askeri kuralların ve alt üst ilişkilerinin dışında bir yerde merak ettiklerini soruyor, kafasına koyduğunu yapıyor. Torunu Denis’in komutanına: “Hep bir şeyleri yıkmayı biliyorsunuz, bir şeyleri yapmayı ne zaman öğren…

"çiviler ağzına batmaz mı senin?"

Resim
İlköğretim yıllarının üzerinden uzun zaman geçse de zaman zaman okullarda okutulan kitapları, birtakım klişelerin tekrarlanıp tekrarlanmadığını merak ederim. Hala bayrak törenine geç kalan öğrenciler süklüm püklüm ayrı bir sıra mı oluşturur mesela? Karnede hala temizlik ve beslenme alışkanlığı notu verilir mi? Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıliyor muyuz hala? İçten içe, edebiyat gibi bir konunun bile hala birtakım yazarların "terbiyeci" yazılarına teslim edilmiş olduğunu düşünerek canım sıkılır.
O yüzden herhalde, Türkçe kitaplarından geriye içimize dokunan çok az hikaye kalır. Benim için bir Karanfiller ve Domates Suyu'ndaki Kör Mustafa vardır, bir de Benim için, Refik Halit’in “Eskici” adlı hikayesi bunlardan biridir. Beş yaşındaki Hasan, yetim kalınca İstanbul’dan Mısır’daki bir akrabasının yanına gönderilir. Uzun bir yolculukla bambaşka bir yere varır. Orada bildiği dilden bambaşka bir dille karşılaşır. Bir gün eve gelen bir eskici, aşınmış ayakkabıları…

Cimcime ve Dergilerin Hayatı

Resim
Virgül dergisi artık çıkmayacakmış. Sevdiğim dergilerin kapandığını duyunca üzülüyorum. İçten içe bir suçluluk da duyuyorum. Son zamanlarda ihmal ettiğimi düşünüyorum. Oysa ömrü pek uzun olamayan bu dergiler, kişisel yolculuklarımızın biricik tanıklarından.

İlk hatırladığım dergi, evin gizli bir köşesinde bulduğum, biriktirilmiş Hey dergileri... (Niye “gizli köşe” bilmiyorum, belki de çocukluğun yasak dolaplar, gizli çekmecelerle örülü hayal gücü...) 7-8 yaşlarında olmalıyım. Dergileri bulduğum yerde oturup kalıyorum. Evin içinde başka bir dünya keşfeden her çocuk gibi.

Sonra Milliyet Çocuk geliyor. Şehir gazozu ne ise Milliyet Çocuk da o benim için! Bir solukta okuyorum. En çok Cimcime’yi seviyorum, ilk önce mi okusam sona mı saklasam bir türlü karar veremiyorum. Cimcime içimde yer ediyor. Ardından ergenlik yıllarının Blue Jean ve Hey Girl dergileri geliyor. Blue Jean taşra hayatına yabancı ( fazlaca "kuşe") bir dergi olsa da zaten tuhaf olan ergenlikle geçinip gidiyor işte…

şiir - "somewhere i have never travelled"

Resim
Maç Sayısı ile ilgili yazarken aklıma en sevdiğim Woody Allen filmlerinden olan Hannah and Her Sisters ve e.e.cummings'in bir şiiri geldi. Filmde, Michael Caine'in, Barbara Hershey'e ilan-ı aşkı bu şiir aracılığıyla oluyordu. Caine, Hershey'e cummings'in bir kitabını hediye edip eve gidince bilmemkaçıncı sayfadaki şiiri okumasını istiyordu. "O şiir bana seni hatırlatıyor."

İçinden güller, şehirler, dereler geçen bir şiir...

SOMEWHERE I HAVE NEVER TRAVELLED
somewhere i have never travelled, gladly beyond
any experience, your eyes have their silence:
in your most frail gesture are things which enclose me,
or which i cannot touch because they are too near

your slightest look easily will unclose me
though i have closed myself as fingers,
you open always petal by petal myself as Spring opens
(touching skilfully, mysteriously) her first rose

or if your wish be to close me, i and
my life will shut very beautifully, suddenly,
as when the heart of this flower imag…